|
Doğumun üçüncü günü ebe eve gelir. Loğusa kadın kalkıp
giyinir. Bu arada yaşları yedi ve daha küçük kızlı-erkekli çocuklar bulunur.
Önce mutfakta toplanır. Çocuklara yanık birer mum verilir. En önde ebe vardır.
Ebenin arkasında kucağında bebeği tutan loğusa kadın, onun arkasında da mum
tutan çocuklar.
Ebenin sağ elinde makas vardır. Herkes hazır olunca, odayı
sağdan sola doğru doğru dönmeye başlarlar. Ebe, elindeki makas ile her duvara
bir elif (düz çizgi) çizer. Her çizgiden sonra sol kolunda tuttuğu sepetten
gıracıcı (karaçoçço, çore otu) alıp etrafa saçar. Haracocco şeytanları kovmak
içindir. Loğusa kadın da elindeki kömür parçası ile ayni çizginin üstünden
gider. Ebe bunları yaparken "Kullhuvallahü" süresini okur.
Bütün odalar gezildikten sonra başlangıç yerine dönülür.
Başlangıç yerine gelince, ebe sepetteki kuruyemiş ve bozuk para karışımını
etrafa saçar. Mumlarını söndüren çocuklar paraları kapışır. Duvarlara yazılan
yazılar, loğusa kırklanana kadar duvarda kalır.
Bu tören niçin yapılırdı sorusuna, bir kaç yaşlı kadın şu
cevapları vermişlerdir.
• Loğusayı harekete alıştırmak için
• Hamileliğin verdiği ağırlıktan kurtulduğunu anlamasını
sağlamak için.
• Çocuğu bolluğa alıştırmak için
• Çocuğa çevresini tanıtmak için. (İnanışa göre çocuk
konuşamaz ama her gördüğü varlığı tanır ve anlar.)
Bu törenden sonra kadın, yataktan kurtulur. Ev içinde
dolaşabilir ama çocuk yaşta da olsa birinin oralarda olması gerekir. Tören
bitiminde yarım ekmek ve bir sarı soğan alınıp sokak kapısına bırakılırdı.
Bırakılırken de;
• Al sarılığımı, ver kırmızılığımı, denir.
Oradan geçen ilk çocuk bunları alır. Alan çocuk erkekse,
kadının bundan sonraki doğumda erkek doğuracağına inancı vardı.
Sarı soğan bırakmakla da, loğusalıktaki sarılıktan
kurtulunacağına, ekmeği bırakmakla da, ekmeği bulan çocuk gibi kısmetli
olacağına inanılırdı.
Niçin yarım ekmek? Çünkü insanoğlu yarımdır. Karşı cinsten
bir diğer yarımla birleşmedikçe tam olamaz. Çünkü iki yarım, bir
"bütün" eder, denirdi.
Loğusayı ziyarete gelenler, hem iyi dileklerde bulunurlar,
hem de hediyeler verirlerdi. Bu hediyeler genelde bebek giyeceği veya aile
büyüklerinin taktığı altın olurdu.
• Geçmiş olsun
• Hayırlı Olsun
• Südün bol olsun
• Analı bubalı böyüsün...
• Allah nazardan saklasın...
Sözleri, bulunulan dileklerin başlıcaları idi.
Oğuz M.
Yorgancıoğlu "Kıbrıs Türk Folkloru" (2000) Kitabı
|